14 Şubat geldiğinde her yer kırmızıya boyanır. Kalpler vitrinlerden taşar, çiçekler aceleyle seçilir, cümleler paketlenir: “Seni seviyorum.”
Ama kimse şunu sormaz: Aşk gerçekten bu kadar yüksek sesli mi?

Belki de 14 Şubat, aşkın kendisinden çok onun temsilidir. Bir günlüğüne sahneye çıkar, spot ışıkları altında parlatılır. Oysa aşk çoğu zaman kuliste yaşanır. Kimsenin görmediği anlarda.

Aşk Takvime Sığar mı?

Birini gerçekten sevdiğinde, takvimle arana mesafe koyarsın. Çünkü sevgi hatırlatılmak istemez. Hatırlatıldığında değil, unutulduğunda bile kalabilendir.

14 Şubat’ta yalnız hissetmek, sevgisiz olmak değildir. Bazen sadece kalabalığın dışında durmayı seçmektir. Gösterilmeyen aşk eksik değildir; sergilenmeye ihtiyaç duymayan duygular çoğu zaman daha derindir.
Takvimle hatırlatılan sevgiler geçici görünebilir ama unutulmuş bir günde bile kalan sevgi zaten yerini bulmuştur. Bu yüzden 14 Şubat’tan hoşlanmamak romantizmi reddetmek değil, aşkı gündelik hayatta yaşamayı seçmektir ve belki de bu gün, söyleyemeyenler için küçük bir cesaret alanıdır. Bu da aşkın başka bir hâlidir.

Belki de bazıları için bu gün çok değerlidir. Çünkü söyleyemediklerini söylemek için bir bahaneye ihtiyaçları vardır. Bu da kötü bir şey değil. Aşk bazen cesaret ister; 14 Şubat da o cesaretin ödünç alındığı bir gündür.

Cesaret Bazen Bir Hediye Seçmektir

Çünkü bazı duygular vardır, hep akılda durur ama bir türlü dile gelemez.
14 Şubat tam olarak burada devreye girer. Büyük laflar etmek için değil; küçük ama anlamlı riskler almak için.

Birine gül almak kolaydır.
Ama hangi çiçeğin ona yakışacağını düşünmek… işte o cesaret ister.

Kırmızı güller hâlâ güçlüdür mesela.
Ama bazen tek bir beyaz gül, bazen kurutulmuş çiçeklerden oluşan sade bir buket, “Seni gerçekten görüyorum” demenin daha sessiz ama daha derin bir yoludur.

Hediyeler de böyledir.
Takı bir aksesuardan fazlası olabilir. Günlük hayatta sürekli taktığı, her baktığında seni hatırlayacağı bir kolye.
Bir yüzük, bir bileklik ya da minimal bir küpe… Gösterişli olmak zorunda değil; ona ait olması yeterlidir.

Bir çanta mesela.
Sadece şık olduğu için değil, onun hayatına eşlik edeceğini bildiğin için seçilmiş bir çanta. İçine zamanla anılar dolacak olan bir parça.

Ama bazı hediyeler vardır ki, anı doğrudan yaşatır.

Birlikte planlanan bir akşamdan önce uzatılan küçük bir paket…
İçinden çıkan, o gece için seçilmiş bir elbise.

“Bu akşam bunu giymeni istedim,” demek.
“Bu anı seninle özel kılmak istedim,” demenin en zarif hâlidir belki de.

Bu sadece bir elbise değildir.
Bu, birlikte yaratılan bir anın parçasıdır.

Yanına küçük bir not, belki sevdiği parfümden bir dokunuş, belki masada onu bekleyen tek bir gül…
Organizasyon büyük olmak zorunda değildir. Düşünülmüş olması yeterlidir.

Çünkü cesaret bazen şudur:
Karşındakine, “Seni önemsiyorum ve bunu göstermekten çekinmiyorum” diyebilmek.

14 Şubat bu yüzden vardır.
Aşkı büyüttüğü için değil; saklanan duyguları görünür kıldığı için.

Bazen bir elbise, bir çiçek ya da küçük bir kutu…
Söylenemeyen her şeyin yerine konuşur.

Yorum Yap

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.